15 Ağustos 2009 Cumartesi

Fotoğraf Çerçevesi

46052 Üç ay önceydi. Evde yürüyordum. Salondan oturma odasına , ordan yatak odasına , daha sonra mutfağa, sonra yine buna benzer rotalar…O kadar çok yürümüşüm ki yorulmuştum. Salondaki yeşil koltuğuma oturdum. Bu koltuktan iki tane var,karşılıklı. Ortada bir sehpa. Tam pencere kenarında duruyorlar. Ankara’yı seyrediyordum. Evin içinde bakışlarım dolaştı. Karşıda duran çerçevelerden birine takıldı gözüm. Öğrenciliğimde çekilmiş bir fotoğraf. Yerimden kalkıp çerçeveyi aldım. Tekrar rahat koltuğuma oturup, fotoğrafı daha dikkatli incelemeye başladım. 1991 yılında Sheraton Oteli’nin önünde çekilmişti. Hacettepe Tıp’ta ikinci sınıftaydım o yıllarda. O günü hayal meyal hatırlıyorum. Saçlarım uzun ,kıvır kıvır, daha dökülmemişler. Yüzüm çocuksu, toy bir delikanlı. Göbeğim yok henüz. Yüzüm zayıf, çenemin altında gerdan yok. Gülümsemişim fotoğrafta,yüzüm sağa yana çevrilmiş yere bakıyorum. Bu yüzden gözlerimi göremedim. Ama her halimden belli ki ışıl ışıl.

Gelecekten habersiz bir fotoğraf. Daha hiç bir şeyi bilmiyor. Yaşamadı. Tahmin bile etmiyor. Sadece yere bakıp, gülümsemiş.

- Hooopp!

Birden irkildim. Evde yalnızıdım ve salondan bir hooopp sesi..Etrafa bakındım kimse yok. Panikle kapıya doğru ilerledim. Kapı kapalı sürgüsü arkadaydı.

- Hooppp!. Koçum korkma benim.

Ses yabancı bir sesti. Daha önce hiç duymamıştım. Ama nedense bana ait gibiydi. Dikkatimi toparlayıp,sesin geldiği yönü bulmaya çalıştım. Elimden geliyordu ses,çerçeveden. Elimi kaldırdım ve çerçeveye baktım. Fotoğraftaki ben, yüzünü bana çevirmiş bakıyordu. Dudakları kıpırdadı.

- Bana söylemek istediğin bir şey mi var? dedi fotoğraf.

- Yok yokk. Sen kimsin.

- Tabiiki senim.

-Hımmm.

Biraz seslik oldu. Fotoğraf tekrar,

- Neler oldu bana(sana) böyle dedi. Beni ne hale getirmişsin. Koca bir göbeğin var. Aman allahım. Saçlarıma ne oldu öyle. Şu yüzünün haline bak.

- Zaman, dostum. Ben bir şey yapmadım. Zaman yaptı..

- Ne demek zaman. Senin hiç suçun yok mu?

- Eğer benim suçum varsa senin de var. Sen ben değil misin?

- Haklısın. dedi.

Özlemle birbirimizi izledik. Yüzümüzü , bakışlarımızı, gözlerimizi…

- Sana bir şey soracağım dedim çerçeveye.

- Sor.

- Ne düşünüyorum. Yani 1991 yılında. Anlatsana bana.

- Şu anda okulu bırakmayı düşünüyorsun. Gelecekle ilgili planların yok. Sabahları meditasyon ve yoga yapıyorsun. İlerde nerde ve nasıl yaşamak istediğin ile ilgili planların yok. Yani günübirlik yaşıyorsun. dedi.

- Hayır onu kastetmedim.

- Hımmm anladım. Hayatın anlamını bulmayı istiyorsun. Kendini keşfetmek için çabalıyorsun. Günlerce düşüncelere dalıyorsun. Bu yolda uzun yıllar çalışmayı ve kafandaki soruları çözmeyi umut ediyorsun. Kısa zamanda bu sorularının cevabını bulacağını sanıyorsun. Ama şu andaki halini görünce anladım ki bu işte başarılı olamamışsın.

- Haklısın. Şimdi de niye diye soruyorum kendime. O zamandan bu zamana bir şey değişmedi. Niye? diyorum sürekli

- Çünkü, 1991’de benleyken, şimdi de senleyken , bunu gelecekte arıyorsun. Gelecekte sorularının cevabını bulacağını sanıyorsun. Yıllar sonra şu andaki foroğrafına soracaksın bu soruyu. Gelecekte arama, geleceğe odaklanma dostum. Şimdi de ara . Şimdi de….

28 Haziran 2009 Pazar

Arsemeia - Adıyaman

Arsemeia, Kommagene Krallığı’nın yazlık başkenti ve idare merkeziymiş bir zamanlar.

Nemrut Milli Parkı’nın içinde

Kalıntılar oldukça yıkık durumda. Saray denilen yere gittik ama ortada bir şey yok.

İki adet mağara var. Mağaranın birisinde Herakles ile kralın tokalaşma sahnesi var.

İnternet sitelerinde Antiochos ve Mithridiates olduğu yazıyor.

Mağarının üzerinde krallığın yasalarının yazılı olduğu büyük bir bölüm var.

Anadoludaki en büyük greek yazıtıymış.

Sarayın bulunduğu tepenin karşısında bir kale bulunmakta. Aşağı inen mağaraların orası ile bağlantısı olduğu söyleniyor.

Karşı kayalıklardaki kaleden aşağıya inen bir merdiven var. Çok uzaktan çekilmiş fotoğraf koydum ama dikkatli bakınca görünüyor.

Manzarası muhteşem.

Eskiden buraların uygarlığın merkezi olduğunu düşündüğünüzde tüyleriniz ürperiyor.

Etrafta bol su kaynakları  nar ağaçları, meyve ağaçları vb.. olduğunu düşünün.

Görülesi yerler..

Sarayın olduğu tepede başınız dönüyor. Kendinizi dünyanın tepesinde hissediyorsunuz.

P1080107

 

P1080113

Rehberimiz Ali Seydi Bey, Mağaranın girişindeki bu taşta, kralın çevresindeki haleleri ve tokalaşma sahnesini gösteriyor.

P1080115

P1080112

Aşağıdaki mağara biraz daha yukarıdaki…Bu mağara çok derinlere kadar iniyormuş. Aşağıya inenler bir müddet sonra oksijen azlığından ilerliyemiyormuş.

P1080146

 

Meşhur tokalaşma sahneleri. Tokalaşma sahneleri, kralın gücünü göstermek amaçlı resmediliyormuş.

 

P1080119

Kral böylelikle kendisini ünlü ve tanrısal kişilerle birlikte göstererek halk üzerindeki otoritesini arttırıyormuş.

 

P1080118

 

Mağaranın üzerindeki yazı…

P1080124

P1080154

  P1080109

Dikkatli bakınca aşağıdaki çayı görebilirsiniz.

P1080110

 

Bu tepe sarayın bulunduğu yer…Arkada kayalıklarda kale var.

P1080140

 

Kalenin yakınlaştırılmış hali..

P1080131

Güle Güle Micheal Jackson




Güle güle MJ.

26 Haziran 2009 Cuma

Cendere Köprüsü ( Septimius Severus Bridge ) Kahta/Adıyaman

Cendere Köprüsü , dünyanın halen daha kullanılmakta olan en eski köprülerinden biriymiş.

Kahta ve Sincik’i birbirine bağlıyor.

Fırat Nehri’nin kollarından biri olan Cendere Çayı üzerine kurulu.

P1080041

 P1080044

 

P1080066

P1080068

 P1080069

 P1080075

 

Cendere Çayı’nın soğuk sularında yüzümüde yıkamayı ihmal etmedim.

 

P1080080

 P1080097

24 Haziran 2009 Çarşamba

Nemrut Dağı Gezisi – Karakuş Tümülüsü

Haftasonu Nemrut Dağı’na gitmeye karar verdik.

Sami’nin arkadaşı, Malatya Confi-dent Diş Polikliniği’ni sahibi Dt.Volkan ÖNEN bizim için bir tur ayarladı.

Eğer Nemrut’a gidecekseniz ve yol kısa olsun diyorsanız mutlaka Malatya üzerinden gidin. Biz Karakuş Tümülüsü, Cendere Köprüsü ve Arsemia’ yı görmek istediğimizden Adıyaman tarafından gittik. Ancak yol dar ve virajlı. Yarım saat içinde herkesin suratı bembeyaz oldu. Mide bulantısı yolu işkence haline getirdi.

Adıyaman’da minibüsten dışarıya attık kendimizi.

P1070916

 

P1070911

 

 P1070912

Ayran içtik. Nane şekeri aldık. Soluklandık. Yolun geri kalanının virajlı olmadığını duyduğumuzda sevincimiz arttı.

 

P1070926

 

P1070922

Daha sonra Atatürk Barajı’nın yanında Neşet’in Yeri denilen bir yerde mola verdik. ( Burasını ayrı anlatacağım)

Ve Karakuş Tümülüsü..

Karakuş Tümülüsü:

Cendere Köprüsü, Arsemia ve Nemrut  güzergahındaki  ilk yerdir. O yüzden bizim de ilk durağımız burasıydı. Nemrut Dağı Milli Parkı içerisinde koruma altındadır.

Kommagene Krallığı’nın, günümüzdeki önemli bir kalıntısıdır.

Burası bir anıt mezardır. Kümülüs’ün altında II.Mithridates’in (Kral Anthiakos’un oğlu) annesi İsias,kızkardeşi Antiochis ve yeğeni Aka yatmaktadır.

Yani Kommagene Krallığının soylu kadınları Nemrut’a bakarak uyumakta…

Tümülüs’ün üzerindeki taşlar, dere yatağından toplanarak getirilmiş ve büyük bir tepe oluşturulmuş.

Tümülüs’ün hemen önünde bir sütun yükselmekte ve bu sütun üzerinde bir kartal heykeli bulunmakta. O yüzden halk arasında Karakuş Tümülüsü olarak anılmakta burası…

P1070994

P1070997

P1070999 

P1080036 P1080001

 P1080005 P1080006

 P1080007 P1080008

 P1080011 P1080014

 P1080016 P1080024

 P1080026 P1080027

 P1080028 P1080030

 P1080034 P1080035

Malatya ve Kanalboyu

Malatya’da Kanalboyu diye bir cadde var.
Yerli halk Yalama Caddesi diyor buraya.. Dondurmacılar çok. Herkes dondurma alıp yalaya yalaya yürüyor diye…

Biz Kanalboyu’nu çok beğendik. Malatya’ya giderseniz mutlaka bir uğrayın.
Caddenin ortasından bir kanal akıyor. Debisi oldukça yüksek.

P1070779

Caddede restaurantlar ve fast food tarzı yemek yiyeceğiniz yerler var. Mado ve Özsüt bile var..

P1070726

Caddenin ortasından akan kanal. Hızlı akıyor. Su tertemiz.

 

P1070736

 

 P1070737

 

P1070741

P1070790

Geceleri ise cadde cıvıl cıvıl. Ankara 7.caddeden farksız.

P1070872 P1070870

P1070879 P1070877

P1070880

Canlı müzik dinlemek için bir cafe bile var. Meşhur Vefa Bozacısı…

İzleyiciler