12 Aralık 2008 Cuma

Üç Ben


1992 yılının aralık ayıydı. O zamanlar kışlar daha bir soğuktu sanki. Kalın paltom üzerimde üşüyerek gidiyordum tiyatro salonuna. Hafiften kar yağıyordu. Tiyatro salonu kaldığım yurda yakındı. Numune Hastanesi ile Hacettepe FTR binasının arasındaki meydandan Gençlik Parkı'na doğru yürüdüm. Bu yolu hiç sevmezdim. Hem yaya trafiğine uygun değil, hem çok karanlık, hemde yolun aşağısında EGO otobüslerinin ilk duraklarının olduğu bir yola çıktığı içindi.












Tiyatro binasına girmeden önce üzerimdeki karı yere döktüm. İçerisi sıcacıktı. Sarı ışıklar her tarafı sapsarı yapmıştı. Herkes gibi beklemeye başladım.


Oyun 20.15 te başlayacaktı. Daha yarım saat vardı. Duvarda camekan içinde oyunla ilgili sahnelerin olduğu fotoğraflar ve oyuncular hakkında bilgiler vardı. Bunları her gittiğim oyunda , oyuna girmeden önce mutlaka okurdum. Yine öyle yaptım. Daha sonra etrafı seyre daldım. Orta yaşlı bir adam vardı. Çevresinde 5-6 kişi onu dinliyordu. Ne konuştuştuklarını merak edip yavaşça onlara doğru yaklaştım. Fakat ne kadar yaklaşırsam yaklaşayım hiç bir şey duyulmuyordu. Ancak tiyatro binasına giren herkesin adamla selamlaştığını farkettim. Adama karşı olan dikkatim daha da arttı. Evet..herkes mutlaka bu adama merhaba diyor yada kısa bir konuşmaya dalıyordu. Herhalde çok tanınan bir adam diye düşündüm. Yüzünü tekrar inceledim. Siyasilere benzemiyordu. Bürokratta değildi. Çünkü hiç bir bürokrat başında fötr şapkası ile dolaşmazdı. Belki tiyatrocudur diye düşündüm.
Oyuna on dakika kalmıştı ama arkadaşlarım henüz daha gelmemişlerdi. Sekiz kişi olacaktık. Hayret hiçbiri de yoktu. Belki de hepsi buluşup , gelecekler diye düşündüm. Tekrar adama odaklanmıştım. Şimdi de çevresindekiler birşey anlatıyorlardı. Adam onları dinliyor ve neşeli tavırlarla karşılık veriyordu. O kadar dalgın bir şekilde gözümü dikmişim ki, bir anda hepsinin dönüp, bana baktığını farkettim. Çok utandım. Hemen duvardaki yazıları okuyormuş gibi yaptım. Kontrol amaçlı tekrar baktığımda, eski sohbetlerine devam ederleken görüp, bir "oh.." çektim. Nerde kalmıştı bizimkiler....Son beş dakika ..Ama ortalıkta kimse gözükmüyordu. Duvarda bir telefon asılıydı. Cebimden bir jeton çıkarıp , arkadaşlarımdan birini aradım.
"Alo. Oya?"
"Efendim"
"Kızım nerdesiniz . Oyun başlamak üzere daha çıkmadınız mı?"
"Yoooo"
"Niye"
"Olum sen bugün aradın ya.. Bugün tiyatroya gitmiyoruz..Biletler yarınaymış..Ben size yanlış söylemişim... Hatırlamıyor musun?"
"Kim..? Ben mi? Ne?"
Tam o sırada tiyatro salonunun kapıları kapanmak üzereydi. "Ben seni ararım " deyip, koşarak salona girdim. Yerimizi buldum. Beş kişilik boş yer. Çok kolay buldum. Oyun başlamıştı ama benim aklım halen daha telefonda konuştuklarımızdaydı. Allah allah. Nasıl bir iş bu böyle. Ben kimseyi aramamıştım.
Oyunun on dakikası geride kalmıştı ama daha bir kelimesini bile dinlememiştim. Ben ne zaman aradım. Yalan söylüyor. Ama peki o gelmedi. Ya diğerleri.. Onlar niye gelmedi.
Birden salondan gelen yüksek sesle irkildim. "Evlat"
Ses sahneden geliyordu. Dikkatimi biraz daha yoğunlaştırarak sahneye baktım. Bekleme salonundaki adam sahnedeydi. Demek ki tiyatrocuydu. Ondan herkes onu tanıyordu. Adam tekrar bağırdı. "Evlat"..Neee..Adam bana bağırıyordu...
Evet bana bağırıyordu. Bütün salonda bana bakıyordu. Dondum kaldım. Allahım ne olmuştu. Ne yapmıştım ben ki adam oyununu bırakmış bana bağırıyordu.
Tekrar yüksek bir ses. "Evlat ne düşünüyorsun öyle....Arkadaşlarını niye telefonla arayıp, oyunun yarın olduğunu söylediğini mi düşünüyorsun."
Buz gibiydim. Bir sahnedeki adama..Bir de salondaki bana bakan insanlara bakıyordum. Yahu. Neydi bu başıma gelenler.
Adam sahneden indi ve bana doğru yaklaştı. Sıranın en başına geldi. Eliyle işaret etti. Ben de hiç sorgulamadan aralardan geçerek adamın yanına geldim. Oyun tamamen durmuştu. Oyuncuların hepsi sahneden inmişlerdi. Seyirciler , herkes ayaktaydı.
Titrek bir sesle..
"Ben ben bir şey yapmadım ki..." diyebildim.
Adam kolunu omzuma attı.
"Hayır evlat hiç bir şey yapmadın" dedi ve deam etti. "Bak burdaki herkes Türkiye'nin çeşitli yerlerinden seni görmeye geldiler. Bizler gerçek oyuncularız. Sahnede oynamıyoruz." dedi.

Başımı kaldırıp, etrafa bakındım. Herkes gülümseyerek bana bakıyordu. Kocaman bir halka oluşmuştu çevremizde. Bayan,erkek,çocuk,yaşlı herkes çevremizdeydi.

Adamın kolu omzumda, kapıya doğru yürüdük. Kapının önünde yaşlı bir adam kapıyı açtı bize. Beyaz saçlı, kırışık suratlı ama çok dinç görünümlü ihtiyar adam. Daha sonra birçok kez çıkacaktı karşıma bu adam.

Önce salondan sonra da tiyatro binasından dışarı çıktık. Kabanım içeride kalmıştı ama soğuk havaya rağmen hiç üşümediğimi farkettim. Hatta tatlı bir sıcaklık hissediyordum. Yavaş adımlarla Hacettepe'ye doğru yürümüye başladık.

"Evlat. Seni hep izledik. Ama bugün izleme bitecek. Ancak bu sana bağlı. Eğer başarırsan artık seninle daha yakın bir ilişkide olacağız" dedi.

"Siz kimsiniz. Beni niye izlediniz. Ben hiç bir olaya karışmadım. Sadece okuluma gidiyorum." dedim.

Yüksek sesle güldü. İtfaiye Meydanına giden sokağa doğru döndük. Sanki kaçmamdan korkuyormuş gibi kolu halen daha omzumda bana sıkıca sarılmış haldeydi.

"Soldan daha yakın benim için. Hem buraları bu saatte çok tehlikeli olur" dedim.
Adam hiç ses vermeden sessizce yürümeye devam etti.
"Sen istemeden başına hiçbir şey gelmez"dedi.
Aniden yolda üç tane genç belirdi. Birbirleriyle kavga ediyorlardı. Üçü de aşağı yukarı aynı boy ve aynı yapıdaydılar. Adama dönüp, birşey söylemek istedim. Başıyla işaret edip sadece izlememi söyledi. Beni kolunun kuvvetiyle kavga eden adamlara daha da yaklaştırdı. Artık adamları daha net seçiyordum. Biri yerde yatıyor ve başını korumaya çalışıyordu. Diğeri de ayakta yere yatan bu adamı tekmeliyordu. Üçüncüsünün elinde silah vardı. Sanki ikisini de vuracakmış gibi bakıyordu. Biraz daha yaklaştık. Aman allahım. Bu gençlerin üçü de Ben'dim. Kalbim heyecanla çarpamaya başladı, aynı anda yerde yatan adamın hislerini hissetmeye başladım. Sonrada ayakta tekmeleyenin sinirini. En son olarak elinde tabancası olan adamın hisleri . Hepsi değişerek bedenimi sarıyordu. Yanımdaki adama baktım. Tekrar izlemem için işaret etti. Kafamı çevirdiğimde kavga edenler yok olmuştu. Üç genç ve üçü de bendim. Öldüresiye dayak yiyiyor, öldüresiye dövüyor ve gerçekten öldürmek için bekliyordum.
Soluk soluğa kalmıştım. Yutkundum. Adam panik halimi anlamıştı. Tekrar yürüdük. Yolun sonuna geldiğimizde durduk.
"Burdan sonra yanlız gideceksin." dedi.
Korkumu hissederek.
"Korkma birşey olmayacak. Ancak senden bu akşam bir şey yapmanı istiyorum. Odana gidip, uyuyacaksın. Sabah kalktığında bu senlerden hangisi olacağına karar vereceksin. Bu verdiğin karara göre seni ya izlemeye devam ediceğiz yada bizden biri olacaksın"dedi.
Sonra devam etti.
"Kararını bize söylemene gerek yok. Biz onu hissedeceğiz" dedi.
Allahım neydi bu başıma gelenler. Ne tiyatroydu ama. Üç ben.
Akşam korku içerisinde uyuyacağımı zannediyordum ama çok tatlı bir uyku uyudum. Kendimi hiç bu kadar güvenli hissetmemiştim. Huzur içinde uyandım. Sabah kalktığımda kararımı çoktan vermiştim. Dün akşam tiyatroda unuttuğum paltom odamdaydı. Paltomu giydim ve okula doğru yürümeye başladım. Evet kararımı çok an vermiştim. Bir çocuk gibi sevinçliydim. Dün akşam o sokaktaki benlerden dördüncü olanını seçtim.

Zaten o günden sonra tiyatroda gördüğüm insanlarla hep karşılaşacaktım.


8 Yorum:

özii dedi ki...

Dinle bakk...

Duyuyor musun tiyatro salonundan gelen alkışları ?

4. sen doğru yolda:)) Emin ol.

Maviye Yolculuk dedi ki...

Vav!! NE müthiş bir kurgu olmuş bu böyle...Keyifle okudum.

berrin açılmış dedi ki...

güzel yazı/öykü olmuş
bir solukta okudum
devamını yazmalısınız....

serrose dedi ki...

Yani bu yonunuz beni cok etkiliyor tebrikler hani son misraya kadar nefessiz kalislarimin tadini cikariyorum
sevgiler

Gamze dedi ki...

sevgili eşim ,

15 yıl once sı aklıma gelıyor

hep bır yonetmen olmak ıstediğini hatırlıyorumm

ama sanırım ıyı bır senarıst olacaksın

senınle gurur duyuyorumm:))

Mehtap P.G dedi ki...

Harika bir bilim-kurgu olmus. Ahh Tip fakulteleri.. Bir bilseler doktorlardan baska, ne sanatcilari mezun ettiklerini..

ZAMANDAN SIZAN...KIYMET dedi ki...

çok etkileyici..
ayrıca yeni sayfa düzeninde çok hoş.

Nilambara dedi ki...

Ben görmeyeli "Demli Hayat" iyice demlenmiş ve çok güzel olmuş :)

ve bu hikayeyi çok sevdim, heyecanla son cümleye kadar "baston şemsiye"yi de bir köşeden çıkacak diye bekledim ama galiba kuliste kaldı :))

bence de devamını yazmalısınız,
Sevgiler hem Gamze'ye hem size...

İzleyiciler