Aralık 2008 içindeki 17 yayından en yeni 13 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Aralık 2008 içindeki 17 yayından en yeni 13 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

29 Aralık 2008 Pazartesi

Burcum değiştiiiii. Bu ne ya... Yılan Burcu....


Bugün gazetelerde okudum.


Yeni bir takım yıldızı mı ne bulmuşlar...40 yıllık yay burcum değişti..


Gerçi hiç burcumla ilgilenmedim o yüzden beni terketmiş olabilir. Yılan yıllardır sağlığın simgesi olmuştur. Bu amblemi 97 yılından beri taşıyorum. En azından burcumun amblemi derim olur biter...
Benim gibi burcuyla bugün tanışanlar varsa burdan bilgi alabilirler.
Bugün Hürriyet Gazetesinin haberinde yer alan burç takvimi aşağıda...
İşte yeni burç takvimi:
Oğlak: 20 Ocak-16 Şubat
Kova: 16 Şubat-11 Mart
Balık: 11 Mart-18 Nisan
Koç: 19 Nisan-13 Mayıs
Boğa: 13 Mayıs-21 Haziran
İkizler: 21 Haziran-20 Temmuz
Yengeç: 20 Temmuz-10 Ağustos
Aslan: 10 Ağustos-16 Eylül
Başak: 16 Eylül-30 Ekim
Terazi: 30 Ekim-23 Kasım
Akrep: 23 Kasım-29 Kasım
Yay: 17 Aralık-20 Ocak
*Yılan: 29 Kasım-17 Aralık

28 Aralık 2008 Pazar

Güvercinlerde Simit Sever



Bu fotoğrafları , öğle arası Bakanlıklar'da dolaşırken çektim.
Simitçi camın üzerine simit koymuş ve güvercinde afiyetle yiyordu.

27 Aralık 2008 Cumartesi

Gereksiz Bilgilere Devam - Wowzio


Bugün sizlere wowzio'yu anlatacağım.
Çoğumuz biliyoruz ama bilmeyenlerimiz de vardır mutlak.

Live Avtivity Widget. ( Online Blog Ziyaretçileri )
Blogunuzda online kişiler nerden gelmiş.?
Hangi yazınızı okuyorlar.?
Online olarak görmek istermisiniz?

Tag Cloud Widget ( Etiket Bulutu )
Eskiden blogunuzda bir etiket bulutu oluşturmak zaman alıyordu.
Üstelik etikette yazmadınız hiç.
Önemli değil.
Bu widget etiket yazmadığınız halde son yazılarınızdan size bir etiket oluşturup,
otomatik bir bulut yaratıyor.

Feed Content Widget ( Son Yazdıklarım )
Son yazdıklarınız ve yayınlanma zamanı ile ilgili bilgiler içeriyor.

Panaromik Slideshow Widget ( Yazılarınızda(post) Görsellerin (foto) Slaytı)
Yazılarınızda yayınlamış olduğunuz görsellerden tam ekran görünümlü bir slayt show oluşturuyor. Üzerinde yazılarınızın başlığı var. Tıkladığınızda yazınıza gidiyorsunuz.

Gallery Widget ( Görsellerden Foroğraf Galerisi )
Yazılarınızdaki fotoğraflardan bir resim galerisi yaratıyor. Resimlerin üzerine geldiğinizde hangi yazınıza ait olduğu bilgisi var. Tıkladığınızda ilgili yazıya gidiyor.


Pekiiiii.. Bunları nasıl kuracağız. Çok ama çoook kolay. Önce blogger.com'dan kumanda panelimize giriş yapalım. İleride lazım olacak.

http://www.wowzio.com/ linke tıklayın.

Siteye girdiğinizde aşağıdaki gibi tüm widgetleri göreceksiniz. Herhangi bir widget'teki Create My Widgets Now' ı tıklayın.

Aşağıdaki ekran karşımıza geldiğinde, bir blog kategorisi seçip, blogunuzun url'siniz yazın.

Site otomatik olarak feedleri okuyacaktır ve sitenizdeki son yazılarla ilgili bilgiler gelecektir. Create my widgetsi tıklayın tekrar.

Mailiniz yazmak istemiyorsanız bu alanı atlayabilirsiniz. Skip deyin geçin bence.

Gördüğünüz gibi aşağıda sitedeki tüm widgetler yaratılmış durumda ve hepsi sizin blogunuzun bilgilerini içermekte. Hangi widgetleri kullanacaksanız alttaki customize'ı tıklayın.

Bu ekranda önce soldan renk ayarlarınızı yapın. Autoplay istiyorsanız o özelliği tıklayın. Hemen solda altta kodlarınız oluşacaktır. One-Click-Install yazısının altındaki blogger logosuna tıklayın.

Başlığı yazıp widget ekle demeniz yeterli. Sonra kumanda panelinden yerini ayarlarsınız.

Güle güle kullanın.

(Not : Alıntı Değildir. Görseller Demli Hayat'a aittir.)

Gelecek İçin Fotoğraflar




Bugün History Channel'i izlerken bir reklam gördüm.

http://www.gelecekicinfotograflar.digiturk.com.tr/ 'nin reklamı.

Hemen siteye girdim. Bakalım neymiş dedim.
Sitede az da olsa gönderilen fotoğraflar var. Çoook eskilerde geliyor bu görseller.

İzmir'in ve Ankara'nın eski fotoğraflarını internetten bulup, ilgiyle incelemişimdir. O yüzden bu site ilgimi çekti. Ama herhalde daha sonraları ; yani fotoğraflar birikirse gerçekten ilginç bir site olacak.

Ben bur tür girişimlere hep tedbirli olarak yaklaşmışımdır.

Bazı forum ve fotoğraf siteleri vardır. Siz oraya yazı yazar ve fotoğraflarınızı gönderirsiniz. Bir bakarsınız yazınıza ve fotoğraflarınıza sitenin logosu ve linki konmuş, her hakkı sitemize aittir yazmışlardır. Yahu onu ben gönderdim nasıl size ait olur. Üstelik başka yerde yayınlanamaz derler. Niye...Ben.., onu... senin sitene.... herkes görsün ve herkes kullansın diye gönderdim. Sanane. Ben izin veriyorum.

Bu sitede ilk dikkatimi çeken resimlerde böyle bir yazının olmaması. Yani başkalarının yazılarını ve resimlerini sahiplenmemişler. Üstelik resimleri e-kart olarak gönderebilmeniz için link bile koymuşlar.

Site daha yeni. Çünkü fotoğraf sayısı çok az. Bakalım ilgi görecek mi?

Bir Demli Ankara...


Bir tatlı huzur Kalamış'ta..
Bir demli hayat Ankara'da..


Kızılay Konur Sokak'tan görüntüler...















Emek 4.Cadde.





Saracoğlu Mahallesi



Bakanlıklar alt geçit..



Meclis önü.. Akan sular buz olmuş..



Ben.

22 Aralık 2008 Pazartesi

Şımarık












Gamze'nin köpeği şımarık....

97 yılından beri ailemizin üyesi...

20 Aralık 2008 Cumartesi

Blogger İçin Flash Etiket Bulutu - Link Bulutu.



Etiket Bulutu

Önemli Not: Alıntıdır.Bir çok yerde Amanda tarafından yazıldığı bilgisi var.

Bir çok sitede yayınlanmış olan bu flash etiket bulutu'nu bir de ben anlatayım istedim.

Yapılışı çok kolay. Kodlar sağolsun birisi yazmış. Biz sadece kodu temamıza ekleyeceğiz.

Şimdi temamızın html bölümünde aşağıdaki kodu buluyoruz.



<b:section class='sidebar' id='sidebar' preferred='yes'>








Daha sonradan hemen bunun altına;

Alağıdaki kodu ekliyoruz... Ancak aşağıdaki kodu koyaladığınızda bazı artifaktlardan olsa gerek , düzenleme yapmak gerekiyor. Bu kodu aldığım sayfadan yüklerseniz daha iyi olur. Site: http://travianssse.googlepages.com/yap%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r%C4%B1lacak





<b:widget id='Label99' locked='false' title='Labels' type='Label'>
<b:includable id='main'>
<b:if cond='data:title'>
<h2><data:title/></h2>
</b:if>
<div class='widget-content'>
<script src='http://halotemplates.s3.amazonaws.com/wp-cumulus-example/swfobject.js' type='text/javascript'/>
<div id='flashcontent'>Blogumulus by <a href='http://www.roytanck.com/'>Roy Tanck</a> and <a href='http://www.bloggerbuster.com'>Amanda Fazani</a></div>
<script type='text/javascript'>
var so = new SWFObject(&quot;http://halotemplates.s3.amazonaws.com/wp-cumulus-example/tagcloud.swf&quot;, &quot;tagcloud&quot;, &quot;240&quot;, &quot;300&quot;, &quot;7&quot;, &quot;#ffffff&quot;);
// uncomment next line to enable transparency
//so.addParam(&quot;wmode&quot;, &quot;transparent&quot;);
so.addVariable(&quot;tcolor&quot;, &quot;0x333333&quot;);
so.addVariable(&quot;mode&quot;, &quot;tags&quot;);
so.addVariable(&quot;distr&quot;, &quot;true&quot;);
so.addVariable(&quot;tspeed&quot;, &quot;100&quot;);
so.addVariable(&quot;tagcloud&quot;, &quot;<tags><b:loop values='data:labels' var='label'><a expr:href='data:label.url' style='12'><data:label.name/></a></b:loop></tags>&quot;);
so.addParam(&quot;allowScriptAccess&quot;, &quot;always&quot;);
so.write(&quot;flashcontent&quot;);
</script>
<b:include name='quickedit'/>
</div>
</b:includable>
</b:widget>








Etiket bulutumuz oluştu.

Şimdi boyutunu ayarlayalım..

var so = new SWFObject("http://halotemplates.s3.amazonaws.com/wp-cumulus-example/tagcloud.swf", "tagcloud", "240", "300", "7", "#ffffff");


Kırmızı olarak yazılı olan yazılar etiket alanımızın genişliğini ve yüksekliğini gösterir. Bunu blogunuza göre ayarlayınız.



Son olarak arka plan ve buluttaki yazı renklerini ayarlayalım.

so.addVariable("tcolor", "0x333333");

Buradaki kırmızı renkli yazı etiketteki yazının rengini gösterir.http://www.adaminsitesi.com/renk_kodlari.htm buradan renk kodunu bularak istediğiniz renk kodu ile değiştirin.

Mavi yazı ile yazılmış olan ffffff ise arka plan rengini gösterir. Bunuda istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz.

Önemli Not: Bir çok sitede inceledim. Türkeç karakterlerin bazılarında sorun var. Ayrıca blog refresh edildiğinde bazen etiketleri göstermeyebiliyor. Bunlar çok önemli değil diyorsanız büüyk bir keyifle kullanacağınıza eminim..


Link Bulutu:

Bu en kolayı.

Aslında bu kodları bulduğum sitede manuel etiket bulutu diye yazılıydı. Kodlar buna göreydi. Ben böyle kullanmak yerine izlediğim blogları yazdım.


Aşağıdaki kodda blog yollarını ve başlıklarını değiştirmeniz yeterli..




<embed quality="high" allowscriptaccess="always"

src="http://halotemplates.s3.amazonaws.com/wp-cumulus-example/tagcloud.swf"

width="200" type="application/x-shockwave-flash" height="240" id="tagcloud" bgcolor="#000000"

flashvars="tcolor=0xffffff&amp;mode=tags&amp;distr=true&amp;tspeed=100&amp;tagcloud=&lt;tags&gt;



&lt;a href='http://ozili.blogspot.com' style='12'&gt;Dreamland&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://nilambara.blogspot.com' style='12'&gt;ince saz&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://mevsimlerdenroma.blogspot.com' style='12'&gt;Mevsimlerden Roma&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://yolunneresindeyim.blogspot.com' style='12'&gt;Yolun Neresindeyim&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://ilahitatlar.blogspot.com' style='12'&gt;ilahi Tatlar&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://perilikosk.blogspot.com' style='12'&gt;Perili Kösk&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://maviyeyolculuk.org' style='12'&gt;Maviye Yolculuk&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://nazoyla.blogspot.com' style='12'&gt;Nazoyla&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://gizemlidnya.blogspot.com' style='12'&gt;Gizemli Dünya&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://gulhanca.com' style='12'&gt;Gülhanca&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://burcuca.blogspot.com' style='12'&gt;Yansima ve Yanilsama&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://asliningnl.blogspot.com' style='12'&gt;Aslinin Günlügü&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://ucanmarti' style='12'&gt;Uçan Marti&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://berrinacilmis.blogspot.com' style='12'&gt;Bulut&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://tugbatekeli.blogspot.com' style='12'&gt;Tugba'nin Dünyasi&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://ersinsaran.blogspot.com' style='12'&gt;Ersin Saran&lt;/a&gt;

&lt;a href='http://kiymetbozkurt70.blogspot.com/' style='12'&gt;Zamandan Sizan&lt;/a&gt;


&lt;/tags&gt;" name="tagcloud"></embed>

12 Aralık 2008 Cuma

Üç Ben


1992 yılının aralık ayıydı. O zamanlar kışlar daha bir soğuktu sanki. Kalın paltom üzerimde üşüyerek gidiyordum tiyatro salonuna. Hafiften kar yağıyordu. Tiyatro salonu kaldığım yurda yakındı. Numune Hastanesi ile Hacettepe FTR binasının arasındaki meydandan Gençlik Parkı'na doğru yürüdüm. Bu yolu hiç sevmezdim. Hem yaya trafiğine uygun değil, hem çok karanlık, hemde yolun aşağısında EGO otobüslerinin ilk duraklarının olduğu bir yola çıktığı içindi.












Tiyatro binasına girmeden önce üzerimdeki karı yere döktüm. İçerisi sıcacıktı. Sarı ışıklar her tarafı sapsarı yapmıştı. Herkes gibi beklemeye başladım.


Oyun 20.15 te başlayacaktı. Daha yarım saat vardı. Duvarda camekan içinde oyunla ilgili sahnelerin olduğu fotoğraflar ve oyuncular hakkında bilgiler vardı. Bunları her gittiğim oyunda , oyuna girmeden önce mutlaka okurdum. Yine öyle yaptım. Daha sonra etrafı seyre daldım. Orta yaşlı bir adam vardı. Çevresinde 5-6 kişi onu dinliyordu. Ne konuştuştuklarını merak edip yavaşça onlara doğru yaklaştım. Fakat ne kadar yaklaşırsam yaklaşayım hiç bir şey duyulmuyordu. Ancak tiyatro binasına giren herkesin adamla selamlaştığını farkettim. Adama karşı olan dikkatim daha da arttı. Evet..herkes mutlaka bu adama merhaba diyor yada kısa bir konuşmaya dalıyordu. Herhalde çok tanınan bir adam diye düşündüm. Yüzünü tekrar inceledim. Siyasilere benzemiyordu. Bürokratta değildi. Çünkü hiç bir bürokrat başında fötr şapkası ile dolaşmazdı. Belki tiyatrocudur diye düşündüm.
Oyuna on dakika kalmıştı ama arkadaşlarım henüz daha gelmemişlerdi. Sekiz kişi olacaktık. Hayret hiçbiri de yoktu. Belki de hepsi buluşup , gelecekler diye düşündüm. Tekrar adama odaklanmıştım. Şimdi de çevresindekiler birşey anlatıyorlardı. Adam onları dinliyor ve neşeli tavırlarla karşılık veriyordu. O kadar dalgın bir şekilde gözümü dikmişim ki, bir anda hepsinin dönüp, bana baktığını farkettim. Çok utandım. Hemen duvardaki yazıları okuyormuş gibi yaptım. Kontrol amaçlı tekrar baktığımda, eski sohbetlerine devam ederleken görüp, bir "oh.." çektim. Nerde kalmıştı bizimkiler....Son beş dakika ..Ama ortalıkta kimse gözükmüyordu. Duvarda bir telefon asılıydı. Cebimden bir jeton çıkarıp , arkadaşlarımdan birini aradım.
"Alo. Oya?"
"Efendim"
"Kızım nerdesiniz . Oyun başlamak üzere daha çıkmadınız mı?"
"Yoooo"
"Niye"
"Olum sen bugün aradın ya.. Bugün tiyatroya gitmiyoruz..Biletler yarınaymış..Ben size yanlış söylemişim... Hatırlamıyor musun?"
"Kim..? Ben mi? Ne?"
Tam o sırada tiyatro salonunun kapıları kapanmak üzereydi. "Ben seni ararım " deyip, koşarak salona girdim. Yerimizi buldum. Beş kişilik boş yer. Çok kolay buldum. Oyun başlamıştı ama benim aklım halen daha telefonda konuştuklarımızdaydı. Allah allah. Nasıl bir iş bu böyle. Ben kimseyi aramamıştım.
Oyunun on dakikası geride kalmıştı ama daha bir kelimesini bile dinlememiştim. Ben ne zaman aradım. Yalan söylüyor. Ama peki o gelmedi. Ya diğerleri.. Onlar niye gelmedi.
Birden salondan gelen yüksek sesle irkildim. "Evlat"
Ses sahneden geliyordu. Dikkatimi biraz daha yoğunlaştırarak sahneye baktım. Bekleme salonundaki adam sahnedeydi. Demek ki tiyatrocuydu. Ondan herkes onu tanıyordu. Adam tekrar bağırdı. "Evlat"..Neee..Adam bana bağırıyordu...
Evet bana bağırıyordu. Bütün salonda bana bakıyordu. Dondum kaldım. Allahım ne olmuştu. Ne yapmıştım ben ki adam oyununu bırakmış bana bağırıyordu.
Tekrar yüksek bir ses. "Evlat ne düşünüyorsun öyle....Arkadaşlarını niye telefonla arayıp, oyunun yarın olduğunu söylediğini mi düşünüyorsun."
Buz gibiydim. Bir sahnedeki adama..Bir de salondaki bana bakan insanlara bakıyordum. Yahu. Neydi bu başıma gelenler.
Adam sahneden indi ve bana doğru yaklaştı. Sıranın en başına geldi. Eliyle işaret etti. Ben de hiç sorgulamadan aralardan geçerek adamın yanına geldim. Oyun tamamen durmuştu. Oyuncuların hepsi sahneden inmişlerdi. Seyirciler , herkes ayaktaydı.
Titrek bir sesle..
"Ben ben bir şey yapmadım ki..." diyebildim.
Adam kolunu omzuma attı.
"Hayır evlat hiç bir şey yapmadın" dedi ve deam etti. "Bak burdaki herkes Türkiye'nin çeşitli yerlerinden seni görmeye geldiler. Bizler gerçek oyuncularız. Sahnede oynamıyoruz." dedi.

Başımı kaldırıp, etrafa bakındım. Herkes gülümseyerek bana bakıyordu. Kocaman bir halka oluşmuştu çevremizde. Bayan,erkek,çocuk,yaşlı herkes çevremizdeydi.

Adamın kolu omzumda, kapıya doğru yürüdük. Kapının önünde yaşlı bir adam kapıyı açtı bize. Beyaz saçlı, kırışık suratlı ama çok dinç görünümlü ihtiyar adam. Daha sonra birçok kez çıkacaktı karşıma bu adam.

Önce salondan sonra da tiyatro binasından dışarı çıktık. Kabanım içeride kalmıştı ama soğuk havaya rağmen hiç üşümediğimi farkettim. Hatta tatlı bir sıcaklık hissediyordum. Yavaş adımlarla Hacettepe'ye doğru yürümüye başladık.

"Evlat. Seni hep izledik. Ama bugün izleme bitecek. Ancak bu sana bağlı. Eğer başarırsan artık seninle daha yakın bir ilişkide olacağız" dedi.

"Siz kimsiniz. Beni niye izlediniz. Ben hiç bir olaya karışmadım. Sadece okuluma gidiyorum." dedim.

Yüksek sesle güldü. İtfaiye Meydanına giden sokağa doğru döndük. Sanki kaçmamdan korkuyormuş gibi kolu halen daha omzumda bana sıkıca sarılmış haldeydi.

"Soldan daha yakın benim için. Hem buraları bu saatte çok tehlikeli olur" dedim.
Adam hiç ses vermeden sessizce yürümeye devam etti.
"Sen istemeden başına hiçbir şey gelmez"dedi.
Aniden yolda üç tane genç belirdi. Birbirleriyle kavga ediyorlardı. Üçü de aşağı yukarı aynı boy ve aynı yapıdaydılar. Adama dönüp, birşey söylemek istedim. Başıyla işaret edip sadece izlememi söyledi. Beni kolunun kuvvetiyle kavga eden adamlara daha da yaklaştırdı. Artık adamları daha net seçiyordum. Biri yerde yatıyor ve başını korumaya çalışıyordu. Diğeri de ayakta yere yatan bu adamı tekmeliyordu. Üçüncüsünün elinde silah vardı. Sanki ikisini de vuracakmış gibi bakıyordu. Biraz daha yaklaştık. Aman allahım. Bu gençlerin üçü de Ben'dim. Kalbim heyecanla çarpamaya başladı, aynı anda yerde yatan adamın hislerini hissetmeye başladım. Sonrada ayakta tekmeleyenin sinirini. En son olarak elinde tabancası olan adamın hisleri . Hepsi değişerek bedenimi sarıyordu. Yanımdaki adama baktım. Tekrar izlemem için işaret etti. Kafamı çevirdiğimde kavga edenler yok olmuştu. Üç genç ve üçü de bendim. Öldüresiye dayak yiyiyor, öldüresiye dövüyor ve gerçekten öldürmek için bekliyordum.
Soluk soluğa kalmıştım. Yutkundum. Adam panik halimi anlamıştı. Tekrar yürüdük. Yolun sonuna geldiğimizde durduk.
"Burdan sonra yanlız gideceksin." dedi.
Korkumu hissederek.
"Korkma birşey olmayacak. Ancak senden bu akşam bir şey yapmanı istiyorum. Odana gidip, uyuyacaksın. Sabah kalktığında bu senlerden hangisi olacağına karar vereceksin. Bu verdiğin karara göre seni ya izlemeye devam ediceğiz yada bizden biri olacaksın"dedi.
Sonra devam etti.
"Kararını bize söylemene gerek yok. Biz onu hissedeceğiz" dedi.
Allahım neydi bu başıma gelenler. Ne tiyatroydu ama. Üç ben.
Akşam korku içerisinde uyuyacağımı zannediyordum ama çok tatlı bir uyku uyudum. Kendimi hiç bu kadar güvenli hissetmemiştim. Huzur içinde uyandım. Sabah kalktığımda kararımı çoktan vermiştim. Dün akşam tiyatroda unuttuğum paltom odamdaydı. Paltomu giydim ve okula doğru yürümeye başladım. Evet kararımı çok an vermiştim. Bir çocuk gibi sevinçliydim. Dün akşam o sokaktaki benlerden dördüncü olanını seçtim.

Zaten o günden sonra tiyatroda gördüğüm insanlarla hep karşılaşacaktım.


10 Aralık 2008 Çarşamba

Demli Çay. Sebeb-i Ankara'mız





Bayramın 3.günü...

Ankara'mız soğuk. Evimizin penceresinden parçalı güneşli gözüküyor.

Kuzusu ve ben, birer demli çayla seyrediyoruz Ankara'yı....

















09 Aralık 2008 Salı

İlahi Tatlardan Öğrendim

Zeytinyağlı Kereviz.

İlahi Tatlardan okuyarak yaptım. Çok lezzetli oldu.

O akşam Gamze'nin annesiyle babasını da yemeğe davet etmiştik.

Kerevizi yedikten sonra, Gamze'yi, annesini ve babasını hastaneye yetiştirmek zorunda kaldım.

Çünkü parmaklarını yemişlerdi.

Pansuman yaptık.



Not: Resim büyük yüklenmiştir. Üzerine basarak büyültebilirsiniz..

08 Aralık 2008 Pazartesi

Güzel Sözler

Blogunuza, her sayfa yenilenişinde değişen güzel sözler koymak istiyorsanız aşağıdaki kodları kullanabilirsiniz.

Sözleri kendim derledim.

İstediğiniz sözlerle değiştirebilirsiniz.






Mutlu Bayramlar.


Herkese, mutlu bayramlar diliyorum.


06 Aralık 2008 Cumartesi

Dilimi Eşek Arısı Soksun!


Hacettepe'de İngilizce hazırlık okumuştum. O zamanlar İngilizce kelimeleri kullanmka eğlenceydi bizim için. Fakülte'de İngilizce,Latince ve Tükçe karışık bir öğrenim görmüştük. Arkadaşlarımızla sohbetlerimiz ve konuşmlarımız bile bu dillerle oluyordu. Lateralime geç, dorsalindeki şekeri uzatsana, obstrüksiyon yapmayın beyler, insanları klasifike etmeyin, adam sedate oldu karşımda, vb...

Sağlık ocağında yaşlı amca soruyor? "Oğlum neyim var?"
"Pnömoni olmuşsun amca"
"Neyyyyy"

Teyze soruyor. "Oğlum çocuğun nesi var?"
"Otit olmuş teyze"
"Ne olmuş ne olmuş"

Hay dilimi eşek arısı soksun. Otit yerine kulak enfeksiyonu , pnömoni yerine akciğer enfeksiyonu, tonsilit yerine boğaz enfeksiyonu, dermatit yerine deri allerjisi, MI yerine kalp krizi desene...Sanki kongredesin..Sağlık ocağındasın ve teyzeye , amcaya söylediğine bak...

O zamanlar böyle bir yanlış içerisindeydim.

Lise yıllarımdayım. İzmir'de İzmir Atatürk Lisesinde okuyorum. O zamanlar Atatürk Lisesi, erkek lisesiydi. Arkadaşlarımız patisseriye gidiyorlardı. Neydi ki bu patisseri. Her yer patisseri. Kırk yıllık pastaneler adlarını değiştirmişlerdi. İzmir'in ilçelerinde bile kafeler,pastaneler patisseri adıyla değiştirmişlerdi adlarını. Önünde yabancı bir isim ardında patisseri. Pastane'nin nesi vardı. Ama olmaz patisseri olacak. Daha modern! bir isim olacak ve daha çok müşteri çekecek. Allah sizi davul etsin..
Neyse ki Sevinç Pastanesi adını değiştirmedi. Zaten İzmir'İn sevinciydi.

1,5-2 yıl önceydi. Hülya Avşar, Turkmax'ta (isme bak) bir prgoram yapıyordu. Adı da Advertorial'dı. Şimdilerde bu kelimeye reklamsal diyorlar. Konuk meşhur Türk Einstein Prof.Oktay Sinanoğlu.
Sayın Sinanoğlu, Türk dilindeki yozlaşmayı anlatıyor. Bir milleti yok etmenin, onun dilini unutturmaktan geçtiğini söylüyor. Bunun yıllar önce başladığını, eğitimi sitemimizi ele geçirdiklerini, 1945 'lerden beri süren bu süreçte Türk Dilini %50 yabancılaştırdıklarını söylüyordu. Sıra Türkiye'den Türkleri silmekte diyordu.

Program sunucusu Hülya Avşar ağzı açık dinliyordu. Prof. Sinanoğlu , Türk dilinin yozlaşması ile ilgili örnekleri bir bir sıralıyordu. Sayın Avşar evet halısınız hocam diyordu. Ben de TV'de altta yazan yazıya bakarak gülüyordum. Konuk Türk Dili üzerine konuşuyordu. Hülya Avaşar hak veriyor ve hayretler içerisinde ve bir o kadar da hayranlıkla dinliyordu. Ancak TV'nin alt köşesinde Advertorial yazıyordu. Güleriz ağlanacak halimize...

Ancak Hülya Avşar akıllı bir kadın. Bu özelliğinden dolayı kendisini çok takdir etmişimdir. Daha sonraları bu TalkShow'un!! adı da Hülya Avşar Stüdyosu olarak değişecekti.

Bazı kelimeler Türkçe'ye çok yerleşmiştir. Bunlara karşı direnç göstermek doğru mudur bilmiyorum. O yüzden bunları ben de çok rahatlıkla kullanıyorum. Televizyon,telefon,fotoğraf, fax, stüdyo, video, futbol,spor vb...

Ancak kullanmamayı tercih edeceklerim de çok. Bugünlerde fotoğraf yerine görsel kelimesini kullanmaya çalışıyorum. Fotoğraflamak yerine görüntülemek. Ya da fotoğraf yerine foto.

Blogda post kelimesini hiç kullanmıyorum. Gönderi yada yazı demek daha hoşuma gidiyor. Çünkü post yerleşmiş bir isim değil. Ama ısrarla yerleştirmeye çalışıyoruz.

İlk blog ismimi almaya çalıştığım sırada...Bir şartım vardı. İsim mutlaka Tükçe olacaktı. Saatlerce uğraştım. Hep isimler daha önceden birileri tarafından alınmıştı. Yuhhh bunu da mı almışlar diyerek bir tanesine tıkladım. Adam şöyle yazmış " Şu bloggerdan isim almak ne zor bir şeymiş ya. Sanki Zincilikuyu mezarlığında mezar arıyoruz anasını" demiş. Gerçekten de haklıydı.

En sonunda kendime Tükçe bir isim almıştım. Evet spor kelimesini dilimden atamazdım ama yabancı bir blog ismini de dilime sokmama şansım vardı.




Amacım Türkçe'yi kullanmak. Kimseyi eleştirmek değil. Yabancı dil karşıtlığı da yapmıyorum. Keşke 50 yabancı dil bilsem. Türkiye'deki herkesin de yabancı dil bilmesini istiyorum. Ancak herkesin ülkemde Türkçe konuşmasını istiyorum. İş yerlerine Tükçe isimler versin istiyorum. Alış veriş merkezlerine , shopping center denmesin istiyorum. Patisseriler pastane, cafeler kahvehane olsun istiyorum. Fenerium Fener Giyim olsun istiyorum. Restaurantlar yemekevi olsun istiyorum. Herkesin dilimizin güzelliğini keşfetmelerini istiyorum. Benim gibi Tükçe,İngilizce ve Latince karışımı olmasınlar istiyorum.

Google'a teşekkür ediyorum. Neden mi ? Eskiden arama motorunun sol üstünde fotoğraf'larda ara yazardı. Şimdi Görseller'de ara yazıyor.

Mehtap Pasin Gualana' ya teşekkür ediyorum. Roma'da yaşayıp ta İtalyanca bir isim yerine http://mevsimlerdenroma.blogspot.com/ 'da yazdığı için.

Serrose!'ye teşekkür ediyorum. Japonya'dan http://yolunneresindeyim.blogspot.com/ 'dan seslendiği için.

Nazo'ya teşekkürler. Vegas'tan http://nazoyla.blogspot.com/ ' la yazdığı için.

Türkiye'den yazan ve isimlerinde dilini kullanan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Dediğim gibi amacım eleştirmek değil. İsteyen istediği dili kullanır. Ben sadece kendimi yazıyorum.

Ben böyleyim ve bunu yapıyorum. Siz de benim kadar serbestsiniz...

İzleyiciler