04 Ocak 2009 Pazar

Şimdi Geçmişteyse Geçmiş Şimdide

P1030783

Dün sabah saat 06.23'te uyandım. Geceden kar yağmıştı. Her taraf yine bembeyazdı. Sabahları Tibet'in 7 ayinini hiç aksatmadan yaparım. Oturma odasına gittim. Dönme hareketinden sonra yere uzandım. Ancak bir türlü konsantre olamıyordum. Gözlerimin önüne sürekli bir manzara geliyordu. Karla kaplı bir park. Dikmen Vadisi Parkı. Allah..allah...Acaba rüyamda orayı mı gördüm diye hafıza mı biraz zorluyorum. Yok...Fakat her gözümü kapatışımda bir mantra gibi, göz kapaklarımın önünde beliriyor.

P1030785

P1030794

P1030792

Asanaları zorla bitirdim. Mutfaktan salona, salondan oturma odasına, ordan koridora sürekli yürüyordum. Park bir türlü aklımdan çıkmıyordu. Koltuğa oturdum gözlerimi kapattım. Peki buyur gel dedim. O sırada başka bir görüntü daha belirmeye başladı..Karla kaplı yolda bir köpek havlıyordu. Kocaman bir köpek, sibirya kurdu. Boynunda mavi bir tasma vardı. Genelde bu köpekler çok havlamazlardı ama bu ısrarla havlıyordu. Hemen yanında iki tane adam belirdi. İkisini de tanıyordum. Bir tanesini sizinle Üç Ben yazımda tanıştırmıştım. Asım Bey. Diğerini daha önceki Baston Şemsiye, Mecburi Hizmetim, Karakeçili yazılarımdan tanımıştınız. Reşat Bey.

Zihnimdeki görüntü tamamen gerçekti sanki. Üçü de başını kaldırmış, bana bakıyorlardı. Asım Bey'in sesi beynimde yankılandı. "Seni bekliyoruz" dedi ve görüntü birden kayboldu. Gözümü açtığımda, salondaki Gamze'nin yürüme bandı karşımdaydı. Yıllarda orda duruyordu ve gerçekti. Tekrar yürümeye başladım. Önce mutfağa, ordan oturma odasına, sonra salona..Konsantre olamıyordum. Parkı, tekrar zihnimde canlandırmaya çalışıyor ama bir türlü başaramıyordum. En son sahneye geri dönmek istiyordum. Kendimi defalarca zorladım. Gözlerimi tekrar kapattım. Yok bir şey yoktu işte. Saate baktım.07.11

Ayaklarım üşümesin diye postallarımı ayakkabılıktan çıkardım, üstüme kalın bir kaban giydim. Asansörden inerken saat 07.14'dü. Apartmanın dışına çıktığımda her taraf bembeyazdı. Yerler kayıyordu ama postallarım öyle bir yapışıyordu ki yere korkmadan, güvenle hızlı hızlı yürüyordum. Beş dakika sonra Kuzgun Sokak'la Portakal Çiçeği Sokağı'nın kesiştiği yerdeydim. Biraz yukarıda küçük bir park vardı. Hülya Parkı. Onun arasından merdivenli bir yoldan Refik Belendir'e çıktım. Hoşdere Caddesi'ni geçerek ara sokaklardan Dikmen Vadisi Parkı'na doğru yürüdüm. Ne yürümek ama. Sanki biri kovalıyordu arkamdan.

P1030805

Yüksek merdivenlerden parka indim. Sola yukarıya zihnimdeki sahneye doğru yürüdüm. Zaten köpek sesini duymaya başlamıştım bile. Sibirya kurdu, Asım Bey ve Reşat Bey hemen karşımda belirmişlerdi.

Asım Bey.

- Geç Kaldın.   dedi
- Emin olamadım. Bu karda kışta sezgilerime güvenemedim. Boş yere gelirim diye korktum    dedim.
- İçindeki ses en güvenilir sestir. Yeterki ona fırsat ver.     dedi.

Eliyle işaret ederek yürüme yoluna doğru yürümemizi istedi. Bu parkı bilenler havuz çevresinde dönen ve ağaçların arasından geçen çok güzek bir yürüme yolu olduğunu bilirler. Oldukça uzun, inişli çıkışlı bir yoldur.

Sabah bu saatte kimse olmadığından kar hiç bozulmamış duruyordu yollarda. Ağaçların kuru dalları üzerinde karlar toplandığı , çam ağaçlarında ise karın tüm yaprakları aşağı doğru sarkıttığı çok güzel bir manzara vardı.

Sibirya kurdu artı havlamıyor , uysalca yanımızda yürüyordu. Asım Bey,

- Burayı en son bu haliyle geçen yıl gördün değil mi ? diye sordu.
- Eve geçen yıl bu zamanlarda Gamze'yle gelmiştik buraya.  dedim.
-Tam şu anda yürüdüğümüz yerde yürümüştünüz değil mi ?
-Evet. Tam bu yolda.
-Acaba şu anda da Gamze bizimle burda yürüyormudur ? dedi.
- Einstein ve çoğu fizikçiye göre evet şu anda o da burda.. dedim.
- Peki niye göremiyorsun o zaman ? Bunun nedenini biliyor musun? dedi.
- Hayır. Bilmiyorum. Ama sorunuz '..niye göremiyorsun..' diyeydi. Yani sizde göremiyorsunuz değil mi ?
- Başını salladı. Sen ve o el ele birkaç adım önümüzde yürüyorsunuz evlat... dedi.

P1030779

Gözümü kıstım. Birkaç adım önümüzdeki boşluğa konsantre olmaya çalıştım. Zihnimde bir görüntü yaratmayı denedim. Evet bir görüntü yaratabiliyordum ama onu evde de zaten yapabiliyorum. Yani zihnimde canlandırdığım bir görüntüydü, bu gerçek bir algılama değildi. Yani ben sadece istediğimde ve kendimi zorladığımda hayal meyal bir görüntü yaratabiliyordum ama bu görüntü ne gerçekti ne de istem dışıydı.

- Evlat, sence gerçek ve istem dışı olan şey nedir ki ? Sen sadece şu an görmek istediğini görmeye çalışıyorsun. Ama onu niye şu an için istiyorsun.
- Ama şu anda siz onu görüyorsunuz. Yani birkaç adım önde Gamze'yle yürüdüğümüz an'ı görmek istiyorum bende.
- Evlat. Onu demek istemedim. Niye sadece bir an'ı görmek istiyorsun. Yani sen sadece birkaç adım önde yürümüyorsun ki şu anda.

Havuzun karşı tarafını göstererek devam etti.
- Bak şu anda karşıda da yürüyorsunuz.
Eliyle hızlı bir şekilde farklı noktaları göstererek.
- Bak siz her yerde yürüyorsunuz şu anda. Üstelik o geldiğinizde tam 7 kere tur atmıştınız burda. Şu anda her yerdesiniz. Her yer tamamen sizin izdüşümünüzle kaplı. Daha da ötesi ben seni ve çok genç bir Gamze'yi daha görüyorum bu yollarda. Bak şurda aşağıda koşuyorsunuz arkadaşlarınızla...

Evet doğru söylüyordu. Bu parka ilk açıldığında 1994 yılında da gelmiştik Gamze'yle. Eliyle işaret ettiği yerde ele ele tutuşmuş koşuşturuyorduk. Yanımızda arkadaşlarımız da vardı. Aklım iyica karışmıştı. Başımı kaldırıp , Asım Bey'e baktım. Reşat Bey başını sağa sola sallıyordu. Sibirya kurdu benimle göz göze gelmek istemiyordu. Asım Bey..

- Tamam bu kadarı fazla oldu. diyerek kolumdan tutup yürümeye devam etmemizi söyledi.

P1030777

Aklım gerçekten çok karışmıştı. Her yerde ben ve Gamze vardık. Ama ben göremiyordum. Üstelik farklı zamanların görüntüleri üstüste binmişti. Peki ya evde nasıl olacaktı bu görüntü. Düşünsenize salonda milyon kez oturuyoruz. Milyon kez mutfakta yemek yiyoruz. Her yerde biz...

Asım Bey, yeri işaret ederek eğildi. Hep birlikte yere çömeldik. Yerde iki tane at karıncası vardı. Hayret edecek bir şey yoktu. Evet bu mevsimde ve bu karda at karıncası görebilridiniz.  Eğer yanınızda Asım Bey, Reşat Bey ve sibirya kurdu görünümlü biri varsa hayret edecek hiç bir şey olamazdı.

mercek.5.8

Asım Bey iki karıncayı bir biri ile kavga etmeleri için , birbirlerine ısıttırıyordu. Daha sonra onları yere bıraktı ve birbirleri ile kavga etmeleriniz izlettirdi. Benim canım sıkılmıştı ve hemen kalkmak istedim. Eliyle tutup kalkmamı engelledi. İzlemek istemediğimi söyledim. Hayır izleyeceksin dedi ve devam etti.

- Küçükken bunu çok severdin evlat. Hatırlasana evinizin bahçesinde..Onları zorla yuvalarından çıkarır ve biribirleri ile dövüştürürdün. Hatta onlar için bir dövüş alanı bile çizerdin yere. Aynı anda bir kaç tanesini dövüştürür, sonrada kazananları birbiri ile dövüştürürdün. Hatırlasana..

- O zamanlar küçüktüm. Şimdi küçük değilim ve bunu seyretmek istemiyorum. dedim.
- Ne değişti evlat. Yaşın mı değişti. Yoksa hayata ve olaylara bakışın mı ha söyle ne değişti ?

Karıncalar birden kayboldular. Ayağa kaltık. Hemen bir kaç adım ötemizde karlarla kaplı yol sesler çıkararak küçük bir göle dönüştü. Gölün kenarlarında yeşil otlar ve çiçekler belirdi. Sanki orası ilkbaharı yaşıyordu. Gökyüzünde güneş yoktu ama gölün üzerinde muhteşem bir güneş yansıması gözlerimi kamaştırıyordu. Harika bir görüntüydü. Gölden kurbağa sesleri geliyordu. Asım Bey yerden kocaman bir taş alıp, gölün kenarındaki otlarda güneşlenmeye çalışan kurbağlara fırlattı. Kurbağaların birisi ezilerek öldü. Diğerleri suya atladılar.

belgrat1vx7

Asım Bey işaret ederek,

- Hadi sende yap. Öldürecek çok kurbağa var dedi.

Gözlerim yaşarmıştı. Asım Bey' e bakarak;

- O zamanlar küçükücük bir çocuktum dedim.

Göl yok oldu. Cebinden bir kavanoz çıkardı. İçi ağzına kadar suyla doluydu ve küçük kertenkeleler vardı. Onlarca. Biz İzmir'de küçükken bunlara süleymancık diyorduk. Bunlar suda ölürlerdi. Küçük bir havuza su doldurur, sonrada topladığımız kertenkeleleri cebimizden çıkarıp suya atardık. Onlar orda yüzerler,- yada kurtulmaya çalışırlar -, biz yenilerini toplamaya giderdik.

Asım Bey'e bakarak cebinizde sapan var mı diye sordum.

- Yok evlat sen o işi sapan olmadan yapardın. Hatırlasana sapan bir keresinde ters dönmüş ve ayağını vurmuştun. Canın çok acımıştı. O yüzden sapandan korkar , taşı elinle atardı dedi...

Yutkundum. Ağzım kurumuştu.

Asım Bey devam etti.

- Peki evlat tüm bu küçüklüğünde yaşadıklarından dolayı mı vejeteryan oldun diye sordu.

Başımı kaldırdım. Gözlerim yaş içindeydi.

- Asım Bey. O zamanlar küçük bir çocuktum. diyebildim kuru boğazımdan çıkan kısık sesimle.

Hiç konuşmadan bir kaç dakika yürüdük. Benim içtem ağlayışımda dinmişti.

Asım Bey yere çömelerek benimde çömelmemi istedi. Elini kara değdirmeden yerdeki karın üzerinden geçirdi. Kar parlak ve düz bir cam gibi oldu. Üzerinde bir takım görüntüler belirmeye başladı. Dikkatlice bakınca küçüklüğümü gördüm. İzmirdeydim. Yıl 1981 di. İlkokul sıramda ağlıyordum. Öğretmenim kolumdan tuttuğu gibi beni sınıftan dışarı çıkarıyordu. Mine öğretmen. ( Allah rahmet eylesin.) Soluğu müdür muavini odasında aldım. Öğretmen avaz avaz bağırıyordu. Bu çocuğu bir daha sınıfımda istemiyorum diye. Ben halen daha ağlıyordum. Sınavdan aldığım notun eksik olduğu , bana haksızlık yapıldığını söylüyordum. Küçücük bir ilkokul öğrencisiydim. Çalışkandım ve hırslıydım. Ama o anda sınıftan kovulmuş, üstelik dayak yemiş, müdür muavininin odasında oturuyordum. Bizimkilere haber verdiler. Bir saat sonra evdeki azar başlamıştı. Artık sınıftan atılmış bir öğrenci olarak evde hırpalanıyordum. O döneme dair hatırladığım en kötü anımdı. Şu anda o anıyı tekrar buzdan ekran üzerinde yaşıyordum. Ertesi günü ve ondan sonraki gün okula gitmemiştim. (İlkokul,ortaokul ve lise boyunca okula gitmediğim tek günler bunlar olacaktı.) Artık gitmeyecektim. Babam işe girer bir yerde çalışır zanaat sahibi olur diyordu. Öğretmen sınıfa kabul etmiyordu.

Yeniden gözlerim doldu. Halbuki ben sadece daha yüksek bir not vermediği için ağlamıştım. Çünkü çok çalışkandım. O günden sonra hiç bir öğretmenimin adını öğrenmedim. Şimdilerde bile ne ortaokul, ne de lise hatta Hacettepedeki derslerimize giren prof'ların bile adını hatırlamıyorum. Kasıtlı değil. Sadece hatırlamıyorum.

Yarım saat yerdeki ekranı izledim. Bir çok anımı yeniden yaşadım.

Asım Bey ayağa kalktığından bana bakarak..

- Biliyorum evlat küçüktün dedi ve devam etti.
- Peki ama sence o anılar ne oldu...Şu anda bu parkın her tarafında Gamze ve sen el ele yürüyorsunuz. Ve sen şu anda İzmir'de sınıftan atılıyorsun. Şu anda Ankara'ya ilk gelişin ve üniversiteye kayıt yaptırıyorsun ve diğerleri..Bak evlat şu anda sen karıncaları yine dövüştürüyorsun, yine kurbağalara taş atıyorsun; peki değişen ne sence , niye şimdi hayvanları koruyorsun da  zaman korumuyordun. Ne değişti  ha söyle evlat..?

- Ama o zamanlar küçüktüm. Şimdi her şeyin farkındayım. farkındalığım algılamam, anlayışım değişti dedim.

- Hımmm Evlat . Pekiii. Sen o küçüklük anlılarını yaşarken büyük sen ne yapıyordu. O da aynı anda yaşamıyor muydu sence....

P1030798

Not: Karınca ve kurbağa dışındaki tüm görseller 1 yıl önce Dikmen Vadisi Parkı'nda Demli Hayat tarafından çekilmiştir.

9 Yorum:

Brajeshwari dedi ki...

:)

Bunu düşlemeyi bende çok severim. Birkaç boyut aynı zamanda..Hayat küçük bir parmak şıklatmak kadar uzunlukta aslında..Belki de hepsini aynı anda yaşıyoruz da bize uzun geliyor..

Sevgilerimle..

Mehtap P.G dedi ki...

ben ayni boyutta farkli zamanlarin yasandigina inaniyorum.. onun icin heryerdeyiz, ve herkesleyiz.. beynimizin sinirlarini kaldirmayi ogrenmemiz gerekiyor yalnizca..

Federico bana cok sorar "simdi benim kucuklugum bana bakiyor mu?, onun yapamadiklarini yapiyorum diye seviniyor mu? diye.. evet derim ve inanirim verdigim cevaba..

gercekse de, oykuyse de yine okumasi cok keyifli bir yazi olmus..

berrin açılmış dedi ki...

ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu tam anlayamadım ama güzel yazmışsınız ve güzel fotoğraflar

özii dedi ki...

Çok güzel , fantastik bir hikaye olmuş ...

Zaman zaman hepimiz kendimize bakıyoruz , belki görüyoruz belki de görmezden geliyoruz ama gördüğümüz tek şey dediğin gibi küçükmüşüz ...

ARZU dedi ki...

Çok güzel bir hikaye olmuş. Ben de aynı anda farklı boyutların,zamanların yaşandığını düşünüyorum. Bu hikayelerin devamını merakla bekliyorum sevgili demli hayat...

busra acar dedi ki...

benim de çocukluğum hep yanımdadır bana bakar bir yerden, çok özeldir, çok farklıdır, hiç yalnız bırakmaz beni.hep etrafımda dolaşır.güler, ağlar, alkışlar, kızar, onunla geçtiğim yerlerden geçerken özlemle iç geçirir... ama şimdi durdum düşündüm bir an. acaba büyüyen! ben o zamanlar onun etrafında mıydım?
cevabı bulmak cok zaman almadı...hissettim ve inandım.evet ordaydım=)
bu yolculukta rehberim olan bu güzel yazı için teşekkürlerimi sunarım...

funda dedi ki...

hikayeden anlayan o kadar arkadaştan utana sıkıla yazıyorum ki valla denecek herşeye de göğüs geriyorum :) tek satırından bişi anlamadım yeminle...
ama resimlere bayıldım...

Su İzi dedi ki...

ne yazacağımı bilemedim bir an. süper tespitler, süper anlatım...

kuantum var, mistizm var, herşey var.

ellerine sağlık. eğer farkındalığımız gelişir ve değişirse bence geçmişimize yardım ediyor ve ona şifa oluyoruz. böylece öğretilerde anlatılan geçmişimizi değiştirme de gerçek oluyor bence.
derin düşündüren bir yazı. sağol abicim.:)))

Nilambara dedi ki...

peki "baston şemsiye" nerede?? yine bir yerden çıkacak diye bekledim... :)

aynı anda farklı boyutlarda birçok biz birçok yaşamımız olduğuna ben de inanıyorum, akıp giden zaman değil, biziz... zaman hep var ve o zamanın içinde herşey var, algıladığımız an neyse oradayız...

öykü diyemiyorum, gerçeklik payı çok fazla bu yazının, evet içinde herşey var ve bu yazılarınızı okumayı seviyorum... / geç kalsam da :))

İzleyiciler