Üç ay önceydi. Evde yürüyordum. Salondan oturma odasına , ordan yatak odasına , daha sonra mutfağa, sonra yine buna benzer rotalar…O kadar çok yürümüşüm ki yorulmuştum. Salondaki yeşil koltuğuma oturdum. Bu koltuktan iki tane var,karşılıklı. Ortada bir sehpa. Tam pencere kenarında duruyorlar. Ankara’yı seyrediyordum. Evin içinde bakışlarım dolaştı. Karşıda duran çerçevelerden birine takıldı gözüm. Öğrenciliğimde çekilmiş bir fotoğraf. Yerimden kalkıp çerçeveyi aldım. Tekrar rahat koltuğuma oturup, fotoğrafı daha dikkatli incelemeye başladım. 1991 yılında Sheraton Oteli’nin önünde çekilmişti. Hacettepe Tıp’ta ikinci sınıftaydım o yıllarda. O günü hayal meyal hatırlıyorum. Saçlarım uzun ,kıvır kıvır, daha dökülmemişler. Yüzüm çocuksu, toy bir delikanlı. Göbeğim yok henüz. Yüzüm zayıf, çenemin altında gerdan yok. Gülümsemişim fotoğrafta,yüzüm sağa yana çevrilmiş yere bakıyorum. Bu yüzden gözlerimi göremedim. Ama her halimden belli ki ışıl ışıl.
Gelecekten habersiz bir fotoğraf. Daha hiç bir şeyi bilmiyor. Yaşamadı. Tahmin bile etmiyor. Sadece yere bakıp, gülümsemiş.
- Hooopp!
Birden irkildim. Evde yalnızıdım ve salondan bir hooopp sesi..Etrafa bakındım kimse yok. Panikle kapıya doğru ilerledim. Kapı kapalı sürgüsü arkadaydı.
- Hooppp!. Koçum korkma benim.
Ses yabancı bir sesti. Daha önce hiç duymamıştım. Ama nedense bana ait gibiydi. Dikkatimi toparlayıp,sesin geldiği yönü bulmaya çalıştım. Elimden geliyordu ses,çerçeveden. Elimi kaldırdım ve çerçeveye baktım. Fotoğraftaki ben, yüzünü bana çevirmiş bakıyordu. Dudakları kıpırdadı.
- Bana söylemek istediğin bir şey mi var? dedi fotoğraf.
- Yok yokk. Sen kimsin.
- Tabiiki senim.
-Hımmm.
Biraz seslik oldu. Fotoğraf tekrar,
- Neler oldu bana(sana) böyle dedi. Beni ne hale getirmişsin. Koca bir göbeğin var. Aman allahım. Saçlarıma ne oldu öyle. Şu yüzünün haline bak.
- Zaman, dostum. Ben bir şey yapmadım. Zaman yaptı..
- Ne demek zaman. Senin hiç suçun yok mu?
- Eğer benim suçum varsa senin de var. Sen ben değil misin?
- Haklısın. dedi.
Özlemle birbirimizi izledik. Yüzümüzü , bakışlarımızı, gözlerimizi…
- Sana bir şey soracağım dedim çerçeveye.
- Sor.
- Ne düşünüyorum. Yani 1991 yılında. Anlatsana bana.
- Şu anda okulu bırakmayı düşünüyorsun. Gelecekle ilgili planların yok. Sabahları meditasyon ve yoga yapıyorsun. İlerde nerde ve nasıl yaşamak istediğin ile ilgili planların yok. Yani günübirlik yaşıyorsun. dedi.
- Hayır onu kastetmedim.
- Hımmm anladım. Hayatın anlamını bulmayı istiyorsun. Kendini keşfetmek için çabalıyorsun. Günlerce düşüncelere dalıyorsun. Bu yolda uzun yıllar çalışmayı ve kafandaki soruları çözmeyi umut ediyorsun. Kısa zamanda bu sorularının cevabını bulacağını sanıyorsun. Ama şu andaki halini görünce anladım ki bu işte başarılı olamamışsın.
- Haklısın. Şimdi de niye diye soruyorum kendime. O zamandan bu zamana bir şey değişmedi. Niye? diyorum sürekli
- Çünkü, 1991’de benleyken, şimdi de senleyken , bunu gelecekte arıyorsun. Gelecekte sorularının cevabını bulacağını sanıyorsun. Yıllar sonra şu andaki foroğrafına soracaksın bu soruyu. Gelecekte arama, geleceğe odaklanma dostum. Şimdi de ara . Şimdi de….
12 Yorum:
Çerçeve sağolsun ki , dönüş güzel...
Evet , geleceğe odaklanmamalı ama sanırım geçmişe de ...
O fotograflar bizlere çok hesap sorar çok . Ve hep cevabı olmayan şeyleri...
ben de bulsam bir fotoğraf ama canıma okur korkusuyla konuşamam bile izler dururum akar o zamana...
Cok begendim..
özlemişim Demli hayat'ın iç konuşmalarını dinlemeyi ama bu konuşmayı da çok sevdim :)
hani bir söz vardır "insanı öldürmeyen acı güçlendirir" derler... hiçbir acı, hiçbir travma atlatılamaz değildir, tecrübe ile söylüyorum ve "şimdi ki gözlerin" de '91 dekiler gibi bugüne getiren acı-tatlı yaşananların sonucu ile daha farklı bir ışıltısı olduğuna eminim :)
Sevgili özii,
Sevgili funda,
Sevgili Mehtap,
Sevgili Nilambara,
Yorumlarınız için çok teşekkürler.
Evde çerçeve çok....
Arada bir bakarım hep.
Çook hikayeleri var hepsinin.
Kendinize iyi bakın
"Hayat bir gündür o da bugündür" derler. Geçmişimizi inkar etmeden neydim değil ne oldum diyerek yaşıyoruz. Ne olacağım kısmı ise belirsiz ama olsun her yaşın kendince güzelliği ve kattıkları var. Seneler geçtikçe çerçeve değil resim arayanlardan oluyoruz. İşin özü zamana ve yaşananlara dur diyebilen daha dünyaya gelmedi. Sevgiler.
Ben bu yazıyı çok sevdim, tam da bu ruh halindeyken..
Blogların sevdiğim yanlarından biri, hislere tercüman olmaları..
Hemen link veriyorum
sevgiler..
çok güzeldi... gerçekten...
fotoğraf çerçevesine teşekkürler.gözünüze ilişip,dile geldiği için.Bu güzel iç döküşü paylaştığınız için.Hikaye tadında,ama gerçek olduğu için..Eda'cığıma da teşekkürler link verip,sizi keşfetmeme neden olduğu için..yüreğinize sağlık..sevgiler..
Zevkle okudum...
Adsız isimli yoruma ithafen,
Sana ne? Yalan ise yalan, reklam ise reklam, yalakalık ise yalakalık. İnsan hayatının en önemli parçası, zamanı harcayarak yazmış insanlar, ve isimleri ile ve cesaret ile. Sen ise korkak olduğu için adını bile vermeyen, üretemeyen ve üretmemeye yeminli, kısır, zavallı ve ait olamadığı dünya ya zarar vermek için dolaşan bir süfliyet unsurusun. Ne blog'u yazanı bilirim,tanırım, ne de yorumcuları, ama seni ve sen gibileri biliyorum. Korkak,tembel,riyakar ve sahtekarsın. Üretmez ve üretilene saygısız pejmürde yaratık!Beğenmiyor isen üretiminle karşı çık sefil serseri, yazan da okuyan da var ise sen de, feyz alsın .
Özellikle Çok güzel bir hikaye...
Eline, kalemine sağlık...
Yorum Gönder