29 Aralık 2009 Salı

Anlatılmaz ama ordadır bütün dertler ya nerdedir bütün kalpler

Şartlar....
Gelirdim ama şartlarım müsait değil...
Abicim şartlar uygun olsa hiç durmam biliyor musun?
Güzelim şartları bana uymuyor uysa tamam..
Benim şartlarımı bilmiyorsun, bilsen bana hak verirdin.
Şartlar değişince belki olur hocam.
Koçum şartlarım beni bağlıyor yoksa....


Nedir bu şartlar..

Öğrenci okulun şartlarına uyar.
Memur devletin şartlarına uyar.
Çalışan patronun şartlarına uyar.


Peki hayatta kimin şartları geçerli...
Kendi şartlarımız mı?
Bunu sınırlayan kim ? Ne?

( Bu arada Korkut aramıza hoşgeldin....)

24 Aralık 2009 Perşembe

Senin için benden vazgeçerim..

Gülyüzlüm....Gülsün yüzün...

Ankara'ya 88 yılında geldim. O zamanlar liseyi yeni bitirmiş üniversiteyi kazanmıştım.
İlk kez İzmir dışında bir yere gelmiştim.
Benim için Türkiye sadece İzmir'den ibaretti.

Liseyi ilk bitiren erkekler ne yapar,
Ya bıyık ya sakal bırakırlar..


Herhalde benimde bıyıklarım vardı. Tam hatırlamıyorum. Sonra da hiç bırakmadım. Her sabah traş oldum. Şimdileri cumartesi pazarları da traş oluyorum.

Ben seni kaç kere sevdiğimi unuttum..

Lise yıllarımda -İzmirdeyken- troleybüslere binerdim. Ankarada yoktu. Her yokuştan sonra karşıda denizi görürdüm. O da yoktu. Ortaokul zamanımda Fahrettin Altay-Üçkuyular ve Üçkuyular-Montrö hattında çalışan uzun taksi dolmuşlar vardı. Öne üç kişi otururduk. Onlar Mithatpaşa Caddesinden giderdi. İnönü caddesinde büyük dolmuşlar vardı. Mithatpaşa caddesinde en çok Vali Konağı, Köşk, Güzelyalı, Göztepe ve Sinema durağını severdim. Ankara'da onlardan da yoktu. İzmirde dolmuşa şortla binerdik. Ankarada.....

Susuz Dede boş bir tepeydi. Uçurtma uçururduk. Ankara'da Susuz Dede yoktu.

Konaktan Üçkuyulara yürürdüm. Üşenmez bir de geri giderdim. Ankara'da Konak yoktu...

O zamanlar Fuar'ın 5 kapısı vardı. Şimdi kaç tane bilmiyorum. Ankara'da Fuar yoktu.

Kordon'da yürürdüm. 15 yaşındaydım. Rüzgar, dalgalardan küçük damlacıkları havaya kaldırır yüzüme vururdu. Ankara'da dalga yoktu.

Ben yağmuru gözlerinde, günahı bedeninde tanıyıpta sevmişim. Şarabı dudağından içip öyle sevmişim...Gülyüzlüm...

İzmir'de hep güneş vardı. Meltem vardı. Ankara güneşte yoktu meltemde..

Sen bu kalbin bir tanesisin.Gülyüzlüm.



Bazıları şarkı sözü bazıları içimin sözü...Ama Ankara'da sen vardın gülyüzlüm...

19 Aralık 2009 Cumartesi

Eski Kitapları Karıştırma Günü....

Bu sabah Gazi Üniversitesi'nin Gölbaşı'ndaki Psikiyatri Bağımlılık Ünitesine bir hasta ziyareti için gittim.
Bu ünitede, bağımlılıklarından (alkol,uyuşturucu,ilaç vb...) kurtulmaya çalışan hastalar yatırılıyor. Doktorlar, hemşireler büyük bir özveriyle hastalara yardımcı olmaya çalışıyorlar.
Daha önceki ziyaretlerim sırasında, dinlenme salonunda küçük bir dolap, içinde de 5-10 tane kitap görmüştüm. Bugünde gözüme ilişti dolap....
Bazen en uzaktaki yerlere, insanlara yardım eder, yanımızdakileri görmeyiz.

Eve geldikten sonra, kitap raflarını kurcalamaya başladım. Okuduğum ve bir daha okumak istemeyeceğim kitapları ayırıp, bu kliniğe götürmeye karar verdim.

Bu esnada yıllar önce okuyup, uzun süreler etkisinde kaldığım kitapların sayfalarını karıştırdım. Hani olurya, bir kitabı bir tatilde yada size huzur veren bir yerde okumuş ve derin düşüncelere dalmışsınızdır, yine o anların bir çoğunu her bir kitabı karıştırırken tekrar tekrar hissettim.

"Bir gece televizyonda pek tutulan bir programa katılmıştım ve sete ayak bastığım anda sunucunun benim kim olduğumu ve nelere inandığımı pek bilmediğini anlamıştım. Bir sevgi dersi veren herkesin biraz aklından zoru olduğuna inanıyordu ve röportajda bir şakaymış gibi yaklaşım göstermeye kararlıydı.
İnanmayan bir sesle, "Herkesi sevmemiz gerektiğini söylediniz doğru mu?" diye sordu.
"Evet."
"Ama bu sadece çılgınca bir şey değil, aynı zamanda da olanksız," diye bir kahkaha attı. "Ben herkesi sevmem. Bunu istemem de."
"Bu size kalmış bir şey," dedim. "Ama sevginizden kimi uzak tutarsınız? Ve bunun nedeni nedir?"
O konuşkan adamın dili tutulmuştu"
Leo Buscaglia (Sevgi İçin Doğmak kitabından)

Sık sık şöyle şeyler duyarım.
"İnsanlar bana sadece hastayken ya da hastanedeyken çiçek yollarlar. Oysa o zaman onların keyfine varamayacak durumda olurum. Çiçek gönderilmesine bayılırım ve en çok çiçeği alacağım gün, onların zevkine varmak için yaşıyor olmayacağım, çok komik doğrusu."
"Doğum günümde ya da bayramlarda armağanlar alırım. Ama arada sırada, bir insanın hiç gereği yokken beni hatırladığını gösteren sürpriz bir armağan almak için onlardan vazgeçmeye hazırım."
....
Kullanabileceğimiz tek sevgi o anda yaşadığımızdır.
Leo Buscaglia (Sevgi İçin Doğmak kitabından)

Bu kitabıda götürüleceklerin arasına eklemeliyim. Bu kitabı çok severim ama benden daha fazla ihtiyacı olanlar olabilir...

13 Aralık 2009 Pazar

Karar Vermek

En önemli şey karar vermek?

Sevgiyi düşünün o sizin olur!
Korkuyu düşünün o sizin olur!


- Tık tık tık.
- Bilgi kapısını kim çalıyor?
- Ben.
- Ne istiyorsun?
- Bilgiyi öğrenmek istiyorum.
- Bu kapının arkasında bilgi olduğunu nerden biliyorsun?
- Öyle olduğunu söylüyorlar.
- Buradaki bilgi senin bilmediğin bir bilgi değil. Sadece düşünmediğin bilgidir. Bu kapıdan geçtikten sonra sendeki bilgi ortaya çıkar. Halen daha kapıyı açmamı istiyor musun?
- Teşekkürler gerek kalmadı. Sanırım bunu ben başarabilirim....

03 Aralık 2009 Perşembe

Hipnoz muyuz?

Gerçekten hipnozdamıyız. Eğer hipnozdaysak, uyandığımızda bizi bekleyen şey ne..Daha mı iyi daha mı kötü?
Herşeye rağmen dünya en iyi yer mi?
Yoksa bir aldatmacada mıyız? Yani daha iyi bir yerdeyiz de dünya hipnoz alanımız mı?

Hipnoz içinde hipnoz mümkün mü? Yani dünyada hipnoz ne kadar hipnoz...
Acaba dünyada hipnoz diye tanımladığımız şey dehipnoz mu?


İzleyiciler