“Kainatta, tesadüfe tesadüf edilmemiştir.” Bu cümle günlerdir aklımda..
Peki o zaman niye şu karıncayı izleyip duruyorum. Bilgisayarımın karşısında çalışırken, niye işimi gücümü bırakıp bu küçücük karıncayı izliyorum.
Küçüklüğümü hatırlıyorum. O zamanlar İzmir’de avlusu ve bahçesi olan bir evde oturuyorduk. Bahçede bu küçük siyah karıncaraların toprak içindeki yuvalarıyla oynardık. Bazen yaramazlık yapar yuvalarını kapatırdık. Bazen de yuva girişlerini kazar acaba içeride ne var diye bakmaya çalışırdık. Çocukluk işte.
Şimdi ise Ankara’da betonarme bir binada 6.katta bu küçük karıncanın ne işi var diye düşünüyorum. Acaba evimize nereden girdi. Bundan daha kaç tane var. Toprakta yuvası yok mu? Burdan altı kat aşağıya inip toprağın içine mi gidiyor. Ya da betonda bir yuvası mı var? Daha da önemlisi benim bu karıncayı izlememdeki tesadüf ne?
Koltuktan kalkıp, yere oturuyorum. Eğilip, bu küçük karıncayı yakından takip ediyorum. Bazen kalkıp, yolunu açıyorum. Yüzümü daha da yaklaştırıp yere yapıştırıyorum, onun gibi görmeye çalışıyorum odayı. Tek gözümü kapatıyorum. Acaba niye bunu yapıyorum diye soruyorum. Bir tesadüf olmalı diye düşünüyorum. Tam bu sırada midemde büyük bir ağrı başlıyor. Yere kusmaya başlıyorum. Büyük bir halsizlik içinde gözlerim kararıyor. Evde yalnızım yardım edecek kimse yok diye düşünüyorum. Bulantıdan başım dönmeye başlıyor. Kalkmaya çalışıp, koltuğun kenarına tutunuyorum. Koltukla birlikte yere yığılıyorum. Gözümü açtığımda baygınlık geçirdiğimi anlıyorum. Mide bulantım geçmiş, baş dönmesi ve kusma da yok. Ama burası evimiz değil, evde de kimse yoktu, beni kim hastaneye getirdi diye düşünüyorum. Hastanayede benzemiyor burası. Çok büyük bir tahta platformun üzerinde ayakta duruyorum. Düşüncelerim hızla değişiyor, benliğimi tekrar yitiriyorum. Karnım çok aç değil ama yiyecek bulmak istiyorum. Etrafa bakıyorum. Altı tane ayağım var ve her yerden sesler işitiyorum. Biz burdayız diye bağırıyorlar. Yanlarına gittiğimde sesleri kesiliyor. Bir tanesini ağzımla kaldırıp, çok iyi bildiğim bir yere doğru götürüyorum. Evime…Aklımda korku yok, öfke yok, kin yok, gurur yok. Sanki daha önce hiç yaşamadım. Geçmişim yok. Geleceği de düşünmüyorum. Sadece o an, ağzımdaki büyük ekmek kırığını evime götürmek istiyorum. Çok mutluyum. Çünkü sadece ben varım. Başka hiç bir şey hissetmiyorum
Diğer gözümü de açıp, başımı yerden kaldırıyorum. Karıncayı küçük bir ekmek kırığı ile giderken izliyorum. Tekrar merak ediyorum, acaba şu küçücük karıncayı izlememdeki tesadüf nedir diye….
3 Yorum:
Belki kendinizle başbaşa kalmışsınızdır küçük karıncayı izlerken..İç sesinize kulak vermişsinizdir.Önce sizin varolmanız gerektiğini hatırlayıp,siz olmazsanız zaten hiç bir şeyin olmayacağını farketmişsinizdir.Evet evet,büyük olasılıkla böyle olmuştur.
hiç birşeyin tesadüf olduğuna inanmıyorum ...
hiç bir zaman yorulmadan çalışmayı bilmek , emek sarfettiğini görebilmektir belkide...
bizler karınca kadar olamadık belkide..
Yorum Gönder