Bazen sıkıntılı yada endişeli olduğum durumlarda en yakınımdaki kitabı alır, rastegele bir sayfasını açarım. Yanıtların hep orada olduğuna inanırım. Genelde de öyle olur. Hiç beklemediğimn bir yazı ile karşı karşıya kalırım. Derinlemesine düşünürüm, bu sözcüklerden dökülen ve bana yol gösterecek anlam nedir diye. Bazen çok kolay olur. Öyle sayfalar açarım ki, cuk diye oturur. Derin bir nefes alırım, yüzümde bir gülümseme belirir.
Bugün Nil GÜN’ün İçimizdeki Şaman/Duyguların Simyası elimde. Rastgele bir sayfasını açtım. 100-101.sayfa çıktı. Bölümün başlığı “Nefret”.
“Toplumsal olarak onaylanmayan özelliklerimizi bastırarak çuvala tıkıyoruz. Bu ben, bu ben değil ayrımına gidiyoruz. Bastırdığımız görmezden geldiğimiz, yok saydığımız, çuvala tıktığımız bize ait bu özelliklerden nefret ediyor (öz nefret), bize gölgelerimizi hatırlatan insanlarla karşılaştığımızda onlara karşı nefret duyuyoruz. Başkalarına duyulan nefret, daima içimizdeki öz-nefretin bir yansımasıdır.” (Nil GÜN - İçimizdeki Şaman/Duyguların Simyası)
Bugün içimdeki nefret duygusuyla yüzleşeceğim herhalde. Bir kağıt kalem alıp, “nelerden” ve “kimlerden” nefret ettiğimi yazmayı denedim. Sonra aklıma acaba bu nefret ettiğim şeylerin çeşitlerini çoğaltabilir miyim diye bir şey geldi. Yani “kimlerden” deyince hemen bir çok insan sayabiliyorsunuz, ya da “nelerden” deyince bir çok olay,yer vb.. Örneğin bazı yemeklerden, bazı eski yaşadığımız yerlerden nefret etmek “nelerden” in içine giriyor muydu? Ya da bu nefret ettiğimiz “nelerden” ve “kimlerden” i karşılaştırdığımızda hangisinin nefret derecesi bizi daha çok etkiliyordu.
“Oysa nefret duygusunun amacı, kendi öz-nefretimizi, kendi küçüklüklerimizi, kendi gölgelerimizi tanıyarak ve aydınlığa çıkararak, nefretin işgal ettiği ve tutsak kıldığı enerjiyi açığa çıkarmaktır. Nefreti, hedef kişiye yada gruplara kusmak nefretin kendi varlğımızdaki tahribatını ortadan kaldırmaz. Aynaları kırsan da sadece yansımayı geçici olarak ortadan kaldırırsın. Ama er geç karşına yansımanı gördüğün bir su birikintisi çıkacaktır.” (Nil GÜN - İçimizdeki Şaman/Duyguların Simyası)
Kalem elimde kağıdın üzerinde bekliyordum. Nefret ettiğim kişileri yazmayı deniyordum ama bir ad bile yazamadım. İçimden konuşuyordum;
- Yo bu kişilerden nefret etmiyorum. Sadece sevmiyorum o kadar.
Nefret etmemek mümkün müydü.? Sevmediğim insanlardan nefret ediyor muydum.? Ya da yine bir çuvalın içine duygu mu biriktiriyordum.? Birirlerinden nefret etmekten mi korkuyordum.? Ya da bunu söylemekten utanıyor muydum.? Bir şekilde yazamadım. Sonra gücümü topladım sevmemek = nefret deyip, bir kaç isim karaladım. Bu kişilerin bendeki yansımalarını/gölgelerini düşündüm. Bu insanlara ait neftet ettiğim/sevmediğim yönleri, bende olan ancak çuvala koyduğum özelliklermiydi diye düşündüm.
“Bir insan şiddetli olarak bir şeye karşı çıkıyorsa, orada kendi gölgesi vardır. Kendinde yok saydığı, görmek istemediği, kabullenmediği, sahip çıkmadığı bilincinin dışına ittiği boyutu onun gölgesidir.” (Nil GÜN - İçimizdeki Şaman/Duyguların Simyası)